Dersim ve Koçgiri

Dersim ve Koçgiri

Kürdistan tarihi içerisinde Koçgiri halk hareket önemli bir özelliğe sahiptir. Koçgiri serhildanı aşiretsel yapıya dayansa da onun ayrı bir özelliği vardır. Nedir ayrı olan özelliği?

1-O günkü ortamda (Sevr Konferans kararlarını da arkasına alarak) uluslararası koşulları değerlendirmek isterler. Koşullar buna elverişlidir.

2-Ermenilerle ciddi bir ilişki içerisine girerler. Bu ilişkide, Ermeni Soykırımı döneminde Dersimlilerin Ermenilere yaptığı yardımların etkisi vardır.

3-Sovyetler Birliği ile diyalog geliştirmek isterler.

4-Zayıfta olsa Kürdistan’ın diğer bölgeleriyle ilişki kurmak isterler. Bunun için Dersim’de geniş bir toplantı yaparlar.

5-Koçgiri Halk Hereketi, Dersimle birlikte planlanmıştır. Bir anlamda, Koçgiri halk hareketinin arkasında Dersim vardır denilebilir.

Dersim ve Koçgiri

Koçgiri halk hareketinin iki önemli ismini anmak gerekir. Biri siyasi önderlik yapan Alişer, diğeri de Koçgiri yöresinde halk arasında etkinliği olan Alişan Bey’dir. Alişer Efendinin amacı Koçgiri ve Dersim aşiretlerinin birliğini sağlayarak önce, Sivas’ı Türk ordusundan arındırmak ve ardından bağımsız Kürdistan ilan etmektir.

Bir taraftan bir halk hareketi gelişir ve mücadele yükseltilir/savaş geliştirilirken, diğer taraftan da Türk devleti ile pazarlıklar sürmekteydi. Taleplerini içeren dilekçeler Türk devletine gönderilmektedir. İşte o telgraflardan iki tanesi:

*Ankara Büyük Millet Riyasetine

Nefsi Zara hariç olmak üzere ekseriyet azimesi Kürtlerle meskûn olan Koçgiri kazasıyla Divriği, Refahiye, Kuruçay ve Kemah kazalarının mümtaz bir vilayet haline ifrağ ve teşkiliyle yerli Kürtlerden bir valinin tayinini, memurin adliye ve mülkiyenin yine vazifeleri başında bulunmasını dileriz. 11 Mart 1337 (1921) Koçgiri aşiret reisi: Muhammed ve Taki Sadattan: Alişer Dersim aşiretleri reislerinden: Mustafa, Seidhan, Muhamed, Munzur

*Sivas valisi Elazığ vilayeti vasıtasıyla Dersim aşiret reislerine bir telgraf çekmiş ve mücadeleye devam edip etmeyecekleri hakkında bilgi vermelerini istemişti. Bu telgrafa cevap olarak yine aynı yolla gerek Sivas vilayetine ve gerekse Ankara hükümetine:

“Türk hükümetinin, Kürtleri de Ermeniler gibi tehcir etmek emelinde olduğunu bildikleri için, milli istekleri uğrunda ve meşru müdafaa durumunda savaşa devam edeceklerini” bildirmişlerdi.

Kürdistan Teali Cemiyeti bu durumu görüşmek üzere İstanbul’da genel bir toplantı yapar. Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı, Devlet Şurası Reisliği yapan Seyit Abdulkadir’dir. Kürdistan Teali Cemiyeti bünyesindeki gençler müstakil/bağımsız Kürdistan’ın ilanına karar verilmesini ve Kürdistan’da bundan sonra tek bir yabancı kuvvet kalmamasını isterler.

Seyit Abdulkadir, gençleri kandırmak için; “Türklerin bu zor durumunda Kürdistan ilan etmek onlara darbe indirmek anlamına gelecektir. Bu bize yakışmaz, Kürtlük şiarına uymaz. Şimdilik Türklere yardım etmemiz gerekir. Türklerin esasen bir Kürdistan kurma isteğimizi kabul etmiş olduklarını ve Osmanlı Padişahına bağlı muhtar bir Kürt idaresi razı olduklarını, eğer Türkler bu vaatlerinden vazgeçtikleri takdirde, Kürt milleti kendi kuvvetiyle hakkını almaya muktedirdir. Vilson prensipleri doğrultusunda Kürdistan’ın birçok vilayetini de içine alan, Kızılırmak boylarına kadar uzanan bir Ermenistan kurulmasına razı olmayacaklarını, Sevr anlaşması gereğince Kürdistan istiklalinin müdafaa edilmesi” gerektiğini ileri sürer. Seyit Abdulkadir bu söylemleriyle Kürt gençlerinin milli duygularını, gururunu okşamış ve etkili olmuştur.

Seyit Abdülkadir’in bu söylemleri gerek Osmanlı hükümeti, gerekse M. Kemal ve arkadaşları tarafından, hem uluslararası arenada hem de iç politikada etkili kullanılır.

O dönemde Erzurum ve Sivas yöresinde çalışmalar yapan M. Kemal Alişan Beyle Sivas’ta görüşür. M. Kemal de muhtariyet sözü verir ama, Seyit Abdülkadir’i İngiliz ajanı ilan eder.

Dersim’de yapılan toplantıda alınan kararlar:

1-Kürdistan muhtariyet idaresine muvafakat eden İstanbul Saltanat Hükümetinin bu baptaki kararını Mustafa Kemal hükümetinin de resmen kabul edip etmeyeceğinin açıklanması.

2-Kürdistan muhtariyet idaresi hakkında Mustafa Kemal hükümetinin görüş noktası ne olduğu hususunda Dersimlilere acele cevap verilmesi.

3-Elaziz, Malatya, Sivas ve Erzincan mıntıkaları hapishanelerinde mevcut bulunan Kürt mevkufların hemen serbest bırakılması.

4-Kürt çoğunluğu bulunan mıntıkalardan Türk hükümeti idari memurlarının çekilmesi.

5- Koçgiri mıntıkasına gönderildiği haber alınan askeri müfrezenin derhal geri alınması. (25 Kasım 1920)

Dersim toplantısında alınan bu kararları acilen Ankara hükümetine bildirmek üzere mutasarrıfa veriliyor ve 24 saat içerisinde cevap verilmesini şart koşmuşlardı. Mutasarrıf hemen Elazığ’a gider ve acil bir telgraf ile talepleri Ankara’ya bildirir.

Dersimliler, Ankara hükümetine aynı gün bir telgraf çekerler, Elazığ vilayeti aracılığıyla:

Ankara Büyük Millet Riyasetine.

Sevr muahedesi mucibince Diyarbekir, Elaziz, Van ve Bitlis vilayetlerinde müstakil bir Kürdistan teşekkül etmesi lazım geliyor, aksi takdirde bu hakkı silah kuvvetiyle almaya mecbur kalacağımızı beyan eyleriz. 25 Teşrisani 1336 (1920) Garbi Dersim aşair rüesası

Bu telgraflara Ankara hükümeti yazılı cevap vermiyor. Ancak zaman kazanmak için Elazığ vilayeti üzerinden hükümetin, Kürdistan isteklerini kabul ettiği bildirilmiştir.

Piran, Xani, Palu (Şeyh Sait) İsyanı ve Dersim

Kürdistan’da sadece Kürtler yaşamıyor, Ermeni, Asuri-Süryani, Arap, Türkler gibi daha çok ya da az nüfusa sahip halklar yaşamaktadır. Bu işin bir kısmı ama, burada işaret etmek istediğim Kürtlerin kendi arasındaki inançsal farklılıktır. Kürtlerin büyük kesimi Şafii (genel anlamda Sünni) mezhebine inanırlar. Dersimin merkez rolü üstlendiği önemli bir kesimi de Kızılbaş Aleviliğe inanmaktadır. Buraya kadar anlaşılmayan bir husus yoktur.

Türk ve İran egemenlik/sömürgecilik sistemleri Kürtler arasındaki bu inançsal farklılıktan yararlanmışlar, Kürtleri bölmüşler ve uzun bir tarih kesitinde Kürdistan üzerinde etkili olmuşlardır. Tarihi sürecinin bu detayına girmeden, Şeyh Sait isyanı olarak bilinen aslında gerçek anlamda tanımlarsak Piran, Xani ve Palu İsyanı olan harekete karşı Alevi ve Sünni Kürtlerin ilişkisi nasıldı, birlikte hareket ettiler mi, etmediler mi? Kısa değinmelerle bu husus üzerinde durmamız gerekmektedir. Bu konuda ortalıkta hala yanlış bilgilere, çarpıtmalara, kasıtlı geliştirilen politikalara inananlar vardır.

Öncelikle şunun altını çizmek gerekiyor. Tarihsel süreç içerisinde Şafii/Sünni Kürtlerle Alevi Kürt veya Türkler arasında bir çatışma, bir savaş yaşanmamıştır. Ama Yavuz Selim’den bu yana (sınırlı bir dayanışma dışında) düşmana karşı birlikte savaşmamışlar, ta ki Reber Apo önderliğinde PKK’nin geliştirdiği Ulusal Kurtuluş Savaşı’na kadar.

Rivayete göre, Piran, Xani, Palu İsyanı döneminde Şeyh Sait destek almak için, Seyit Rıza ile görüşmek için Dersim’e gider. Güya Seyit Rıza, “siz, elimizden kesilen kurbanı yemiyorsunuz, biz size destek olmayız” cevabını vermiş. Seit Rıza’nın musayıbı (sağdıç) 1970’li yıllara kadar yaşıyordu, kendisine soruyorlar ‘böyle bir görüşme olup olmadığını’, musayıbı şu cevabı veriyor: “haşa haşa, ne Şeyh Sait Efendi Ağdat’a (Seyit Rıza’nın köyü)geldi ne de başka yerde böyle bir görüşme oldu.” Aslı olmayan bu özel savaş propagandasının kaynağı Türk devletidir. Devlet, bir kere daha Kürtlerin birlikte davranmasının önüne geçmiştir, hatta Bingöl ve Elazığ’lı bazı Alevi aşiretlerin (Hüseyin Doğan’ın da özel çabasıyla, İzzettin Doğan’ın babası) devlet güçleriyle birlikte Kürt kuvvetlerine saldırmışlardı.

Aynı dönemde, Seyit Rıza ile birlikte hareket eden Dersim aşiretlerinin bir kesimi savaşan Kürt komutanlardan Şeyh Şerif’le anlaşarak, Elazığ’dan sonra Şeyh Şerif’in Malatya üzerine hücum etmesi ve Seyit Rıza önderliğindeki Dersim güçleri de Erzincan ve Koçgiri aşiretleriyle birlikte Sivas üzerine yürümeleri planlanmıştı. Türk devleti bu planı, Hüseyin Doğan’ın pirlik/mürşitlik unvanını kullanarak ve bazı aşiretleri de etkileyerek boşa çıkarmıştır.

Böyle bir süreçte Türk devleti Dersimlileri öfkelendirmemeye özel çaba göstermiş, Piran, Xani ve Palu’da başlayan, Elazığ’dan Diyarbekir ve Bitlis’e kadar etkili olan isyana Dersimin dâhil olmasını engellemiştir. Büyük kahramanlıklar gösterilmesine rağmen Şeyh Sait’in bacanağı Binbaşı Kasım gibi birçok ihanetçi yüzünden Pİran, Xani, Palu’da başlayan ve neredeyse bütün kuzey Kürdistan’ı etkileyen isyan ateşi sönmüş, yenilgi ile sonuçlanmıştır.

Seyit Rıza ve Dersimliler Şeyh Sait ve arkadaşlarının idamını durdurmak için Ankara hükümetine büyük baskılar yapmış, bunun etkin çabası içerisinde olmuşlardı, ama idamları engelleyememişlerdi.

Türk devleti bu dönemde Diyarbekir valisi Ali Cemal’ı görevlendirerek Dersim üzerinde etkili olmaya ve kazanma çalışmalarını hızlandırmıştır. Ali Cemal, Dersim’e gider, bazı seyit ve aşiret temsilcilerini toplar, Seyit Rıza’nın katılması için özel çaba sarf eder, buna rağmen Seyit Rıza toplantıya iştirak etmez. Vali Ali Cemal, Nuri Dersimi üzerinden Seyit Rıza’ya; “Elazığ ve Erzincan’da el konulan Ermeni arazilerini Dersimlilere verileceğini, okullar açılacağını bu okullarda Alevi inanç ve ananelerine uygun eğitim yapılacağını, Koçgiriler için af çıkarılacağını bildirir. Kendisinin de bir Alevi olduğunu” söyler.

Seyit Rıza daha sonra Türk paşası İzzet ile Hozat’ta görüşür, yine vali Ali Cemal’in ısrarlı çabaları sonucu. İzzet paşa, Seyit Rıza’nın da aralarında bulunduğu Dersim aşiret liderlerine, Elazığ’da veya başka vilayetlerde arazi vermeyi, çiftlik kurmayı önerir, maksat onları Dersim’den çıkarmaktır. Bu öneri karşısında Seyit Rıza’nın hiçbir şart altında Dersim’den çıkmayacağını, Nuri Dersimi’nin teklif edilen, Elazığ’ın Holvenk köyündeki yere yerleşeceğini kabul ederler.

Seyit Rıza ve arkadaşları bir taraftan devletin kendileri ile bu kadar ilgilenmelerinin neye delalet olacağı üzerinde kafa yormaya çalışmışlardı, diğer taraftan da Şeyh Sait ve arkadaşlarının idamından sonra garba sürgün edilen ve zindanlara atılan Kürtlerin serbest bırakılması için yoğun bir çalışma yürütürler. Bu konuda devlet temsilcileriyle ciddi görüşmeler ve pazarlık içerisine girerler.

Bu çalışmaları sonucu Nuri Dersimi’nin de içinde bulunduğu aşiret temsilcilerinden oluşan bir heyet, vali Ali Cemal refakatinde Ankara’ya M. Kemal’le görüşmeye gider. Ali Cemal’in bütün çabası heyete Seyit Rıza’yı da dâhil etmektir. Nuri Dersimi’nin verdiği bilgiye göre devlete duyulan güvensizlik nedeniyle Seyit Rıza heyette yer almaz.

Heyette yer alan isimler:

Nuri Dersimi, Karabal reisi Kango oğlu Mehmet Ali, Koç Mustafa, Abbasan reisi Meço,oğlu Hüseyin ve kardeşi Beko, Ferhadan reisi Cemşid, Daip oğlu Veli, Pilvenk reisi Süleyman ve Hıdır, Kırgan reisi Ağa, Bahtiyar reisi Yusuf, Seyit Rıza’nın kardeşinin oğlu Rehber, Arslan, Maksudan reisi Keko, Yusufan reisi Kamber, Alan reisi Ali, Hıran reisi Mustafa, Şadan reisi Veli Hakii,Kiğı adına Mehmet, Süleyman, Elaziz Belediye reisi mütekait Miralay Halil, Hususi idare reisi Sabri, Encümen üyelerinden İbiş Zeki ve vali Ali Cemal.

Heyeti, Ankara’da, Büyük Millet Meclisi dairesinde, M. Kemal’i temsilen Meclis Başkanı Kazım paşa kabul eder. Kazım paşa, “ziyaretlerinden Gazinin ve kendisinin memnun olduğunu, Seyit Rıza ve diğer aşiret reislerinin gelmemelerinden üzüntü duyduklarını, Dersimin pek yakında şoselere, mekteplere ve ümran vasıtalarına malik olacağını, vali Cemal’in iktirahı mucebince Doğudan Batıya sürgün edilmiş olan bütün Kürtlerin memleketlerine döndürüleceklerini, bu hususta pek yakında meclise bir af kanunu tasarısı sunulacağını, Gazinin dahi bu hususu kesin olarak vadettiğini ve Dersimlilere Elazığ, Erzincan ve Malatya yayla ovalarında toprak dağıtılacağını, Dersimlilerden sükûneti muhafaza etmelerini beklediğini” söyler. Kazım paşa, M. Kemal’in nutkunu yazmakla meşgul olduğu için görüşmeye gelmediği bilgisini heyete verir.

Heyet, İsmet paşayı da ziyaret eder, heyet üyeleri aynı nakaratı ondan da dinler.

Dersimlilerin bu girişimi kısa sürede sonuç verir, Türk meclisi, heyete söylendiği gibi bir genel af çıkarılır, zindanlarda olanlar serbest bırakılır ve sürgün edilenler memleketlerine geri dönerler.

Şeyh Abdürrahim Dersim direnişi yolunda.

Burada bir hususa daha değinmek gerekiyor. Sömürgeci Türk devleti ve onun yerli işbirlikçilerinin propaganda ettiği gibi, Sünni/Şafii Kürtlerle Kızılbaş Alevi Kürtler birbirlerine düşman değildir. Söylenenlerin tam tersine birlikte hareket etmeye çalışmışlar. Bunun bir örneğini de; Dersim direnişi sırasında görüyoruz:

Şeyh Abdürrahim, Şeyh Sait’in kardeşidir. İsyandan sonra Türk devletin eline geçmemek için Güneybatı Kürdistan’a (Rojava) geçer. Dersim direnişi gelişince (1937) Dersim’e geçmek için yola çıkar. Bir ihbar sonucu yol arkadaşlarıyla birlikte Bismil’de Türk askerleri tarafından katledilir. Bu katliam o zamanın Türk basınında geniş yer bulur. Türk devleti bu katliamla bir kez daha Kürtlerin birlikte savaşmalarının önünü kesmiştir.

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.