Dersimli Meryem’in Acı Hikayesi

28
Dersimli Meryem’in Acı Hikayesi

1915 de bu topraklar da yaşananlara tanık olan Ermeni kadın yaşananların adını büyük felaket koydular.

Malum o tarihlerde soykırım nedir, neler yaşandığında adı soykırım olur Birleşmiş Milletlerce henüz düzenlenmemiştir.
Düzenleme 33 yıl sonra gelir ancak soykırım kelimesini kullanmak istemeyenler inkâr ettikleri tarihin tanıklarının ağzından çıkan büyük felaket terimine canla başla sarılır.
Türkiye’yi kırmayayım ama 24 Nisan’ı da anmadan geçmeyeyim diyen ABD başkanı Obama bile yaşananları büyük felaket olarak andı.
Osmanlı deyimi ile bir tek kılıç artıkları kaldı geriye bu büyük felaketten.
Ama ölmek mi zor yaşamak mı sorusunun cevabı o tarihte çok net yaşamak oldu, adına yaşamak denirse.
Öyle bir ötekileştirme yaşadılar ki bu topraklarda, her olumsuzluğun altında bir “ermeni dölü” aranır oldu.
Türkiye toplumuna geçmişe dönüp bakmak yerine gelecekte yaşanan her musibetin altında bir ermeni aramak kaldı.
Geride kalanları zor günler bekliyordu.

Özellikle de Dersim’e sığınanlara ikinci bir felakete tanık olmak nasip oldu.

38 Tanıkları katliamda bazı bölgelerde nasıl sünnet kontrolü yapıldığını, Alpdoğan Paşanın askerleri psikolojik olarak hazırlarken unutmayın Dersim’liler çok Ermeni sakladı dediğini anlatımları ile tarihe not düştüler.

38’de savrulan Dersim’in kayıp kızları gibi 15’te de çok sayıda Ermeni kız çocukları savrulmuştu.

Yetimhanelere, yatılı okullara, asker ailelerinin yanına önce Ermeni kız çocukları, yaklaşık 20 yıl sonra da Dersimli kız çocukları yerleştirildi.

Hikâyeleri hemen hemen birbirinin aynı olan bu çocuklardan bir tanesinin hikâyesini sizlerle paylaşmak istedim.

Meryem 1915’te Çemişgezek ilçesine bağlı Sinsor köyünde tüm ailesini kaybeder. Köyün en varlıklı ailelerinden biriyken her şeyini ve bir kızını geride bırakıp kaçmak zorunda kalan aile ile Meryem ömrü boyunca bir daha hiç bağlantı kuramaz.
Yalnız kalan Meryem’i köyde bir aile yanına alır.
Evlenecek yaşa gelene kadar bu ailenin yanında kalır.
Daha sonra aile köyde Sünni mezhebinden eşini kaybetmiş Meryem’den yaşça büyük biri ile Meryem’i evlendirir.
Nüfus memuruna verilen 5kg. çökelik ve 5kg yağ ile Meryem’e Müslüman Türk kimliği çıkarılır.
Sahip olduğu yeni inancın gereklerini inandırıcı olabilmek için herkesten çok yerine getirmeye çalışır.
5 vakit namazını kılan Meryem’in hayatı her bakımda çok değişmiştir, kimliği, dili, dini, ekonomik varlığı yoktu artık.
Babasının varlıkları başkaları tarafından kullanılırken Meryem fakir bir hayat sürmektedir.
Gel zaman git zaman Meryem babasına ait konakta başkalarının oturmasına, bağlarının bahçelerinin talan edilmesine dayanamaz ve bu duruma itiraz eder. Yasal yolla ailesinden geriye kalanları almak ister.
Ancak Meryem eski kimliğini ispatlayamaz. Hâkim de ağaların elinden bu malları alıp Meryem’e vermek istemediğinden Meryem’in eski kimliğini kabul etmez. Uzun süre uğraş veren Meryem’e ailesinden kalanlar iade edilmeyince Meryem Hâkim’e itiraz eder.
Ben Müslüman değimliyim niye bana yardım etmiyorsunuz deyince Hâkim’de söyle o zaman İslam’ın şartı kaçtır der. Meryem İslam’ın şartı 5kg çökelik, 5kg yağdır der.

Hâkim hiç olur mu öyle deyince, Meryem’de 5kg çökelik , 5kg yağ ile bana Müslüman kimliği verdiniz ,başka ne ola ki İslam’ın şartı der.

Uzun yıllar süren mahkemelerin sonucunda Meryem mallarını geri alamaz.

Bu süreçte ülkenin her şehrinde sermaye el değiştirmiştir.
Talan edilen mallar yetmemiş günümüze kadar nerede eski bir kilise var ise köküne kazma sallanmış, yapılar tahrip edilmiştir.
Sinsor’da ki kilisede zamanla bir harabeye dönüşür zaten Meryem’de ailesini kaybettikten sonra o kiliseye bir daha adımını atamaz.

Yoksul bir Müslüman olarak hayatına devam eden Meryem beş vakit namazını kılsa da toplumda yaratılan Ermeni algısından nasibini alır. Çocuklarına edilen küfürlerde annelerinin Ermeni olduğu hiç unutulmaz.
Meryem öteki bir yoksul olarak hayatını sürdürdüğü Sinsor’da hayata gözlerini yumar.

Yıllar sonra İstanbul’da yaşayan evlatları ile bazı Ermeni çevreler diyalog kurup annelerinin kimlerden olduğunu kayda geçmek isterler ancak çocukları bu duruma yanaşmazlar.
Haksızda sayılmazlar ikibinli yıllarda yetimhaneden alınan bir ermeni kız çocuğunun hikâyesini yazan Hrant Dink ‘in başına gelmeyen kalmamıştı. Güpegündüz İstanbul’un en işlek caddesinde kendini bilmez üç beş Pelitli tarafından hayatına son verilmişti.
Bu topraklarda Ermeni algısı hala bu noktadayken Meryem’in çocuklarını anlamamak mümkün değil.

24 Nisan dolayısı ile basında geçen birçok tartışmada Türkiye’de çok şey değişti, eskiden bu konuları konuşamazdık diyenler çoğunlukta.

Evet, toplumun algısında kısmi değişimler oldu ancak devlet açısından değişen hiçbir şey yok.

Eğer biraz bir esneme olsa idi Hrant Dink cinayeti ile ilgili mahkeme böyle sonuçlanmaz idi.

Eğer biraz bir değişim olsa idi bir devlet kendi savaş uçakları ile kendi vatandaşını bombalamaz idi.

Ama toplumdaki değişim gerçekten umut verici.

Son yıllarda 24 Nisan eylemine katılanların sayısı artmakta.

Eyleme saldırmak isteyen faşist tepkiler de her yıl daha da azalmakta.

Dileğim Hrant Dink anmalarında olduğu gibi tüm ötekilere sahip çıkılan tüm ölümleri lanetliyen, geçmişi ile yüzleşebilen bir toplumu en azından çocuklarımızın görmesidir….

(Dersim Gazetesinin 2012 Mayıs sayısından)

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.